Gurbet Hikayeleri Özeti REFİK HALİD KARAY
28/12/2009 | Kategori: kitap-ozetleri |
KİTABIN KISA ÖZETİ :
Eskici :
Hasan adında bir çocuk vardır ve
İstanbul’da yaşamaktadır. İstanbul’da yaşarken anne ve babasını
kaybetmiş, hiç yakın akrabası kalmamıştır. Yöre halkı Hasan’ı
Filistin’e halasının yanına göndermeyi uygun görmüşlerdir. Hasan’ı
vapura bindirip Filistin’e gönderirler.
Halasının yanına giden Hasan, o yörenin diline yabancı olduğu için hiç
kimsyle konuşmaz. Bir gün halasının evine ayakkabıları tamir için bir
eskici gelir ve Hasan onun karşısına oturarak onu seyretmeye başlar.
Daha sonra eskiciye ‘ çiviler ağzını acıtmıyor mu?’ der. Eskici önce
çocuğun Türkçe konuşmasını garipser. Daha sonra sen nerelisin diye
sorar. Hasan anlatmaya başlar. Hiç durmadan konuşmaktadır. Eskiciyle
beraber memleketlerinden bahsederler. Eskicinin işi bitmiş, gitme
zamanı gelmiştir. Ayrılırken hasan çok ağlar ama elinden hiçbirşey
gelmez.
Köpek :
Osman memleketinden uzun süre önce ayrılır ve Lübnan’da çalışmaya
başlar. Osman kimseyle konuşmayan çok yalnız biridir. Bir gün yine işe
çıkmışken arkasına bir köpek takılır. Ona bakınca onunda memleketinden
uzak olduğunu düşünür. Köpeğin kaderinin kendisine benzediğini
düşünerek onu yanına alır. Artık her yere onunla gider olmuştur. Köpek,
Osman’ın yanına geldiğinden beri kilo alır, Osman’la oynamaya onu
sevmeye başlar.
Bir gün Osman’ı Lübnan’da zabitler yakalar. Yasak olarak çalıştığından
dolayı onu şehir dışı etmek isterler. Ama köpeğin onunla beraber
gitmesini istemezler. O zamanlar hayvanların hastalık bulaştırma
tehlikesi olduğu için, onları şehir dışı etmek yasaktır. Bu nedenle
Osman’ı köpeksiz şehir dışı ederler. Osman çok üzülür hatta ayrılırken
köpekle bile vedalaşır. Köpek ağlamaklı olmuştur ama bir şey yapamaz.
Osman’ın eski neşesi artık kalmamıştır. Kader yine ona kazığını
atmıştır.
Testi:
Ömer adında bir genç lübnanda şöförlük yapmaktadır. Bir akşam arabasına
üç bedevi biner ve ondan hemen bir doktara gitmesini isterler.
Adamlardan biri nefes alırken zorluk çekmektedir. Ömer merak edip nesi
olduğunu sorar. Bedevilerden tyaşlıca olanı yanındakinin testşden su
içerken, testinin içine düşmüş olan bir arının boğazına kaçarak onu
soktuğunu söyler.
Lübnan halkı ozamanlar hastalık bulaşır korkusuyla bardak kullanmaz,
testiyle içerlerdi. Testiyle içerkende ağızdan birkaç parmak yukarıdan
akıtarak içrelerdi. Bu tür olaylar orada çok sık olurdu.
Adam bir ara nefes almamaya başlar. O sırada ömer doktor yazılı bir
yerde durur ve adamı içeri taşırlar. Fakat doktor birkaç saat önce
hayata gözlerini yummuştur. Arı tarafından sokulan adamda aradan çok
geçmeden doktorun yanında yerini alır.
3.KİTABIN ANA FİKRİ :
Kitapta, insanın memleketi kadar güzel bir yere sahip olamayacağı, onun
kıymetini, ondan uzak kalanların daha iyi bildiğini ve uğruna herşeyden
vazgeçilebilecek bir şey olduğu savunulmuştur.
4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ :
HASAN: Hasan kendi halinde, sevecen, yadımsever ve yaşamaktan zevk alan
biridir. Başından geçen olaylar onu derinden etkilemişsede, hayata
bağlılığı fazla zayıflamamıştır.
ESKİCİ: Hayatta öylesine yaşayan, memleketinden uzun süre önce ayrılmış
işini çok iyi yapan ve memleketlilerine karşı çok iyi davranan biridir
ÖMER: Küçük yaşta memleketinden ayrı düşmüş, çok iyi araba kullanan, bilgili, kültürlü ve görmüş geçirmiş birisidir.
OSMAN: Çok duygusal bir yapıya sahip, hayattta başından geçen
olaylardan sonra kimseye güveni kalmamış, ama sevgiye sevilmeye muhtaç
biridir.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap memleketimizin ne kadar güzel ve pahabiçilmez değerde olduğunu
gözler önüne seren, okuyanı çok derinden etkileyen ve onların
memleketlerine karşı olan duygularını çoşturan güzel bir yapıttır. Dili
sade ve anlaşılması kolaydır. Yazar herkesin anlayacağı tüden bir üslup
kullanmıştır. Herkesin okuması ve olaylardan ders çıkarması gereken bir
kitaptır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ :
1888′de İstanbul’da doğan Refik Halit, Bank-i Osmani
serveznedarlarından, “bâlâ” rütbesine sahip Mehmed Halid Bey’in
oğludur. Vezneciler’de Şemsu’l-Maarif ve Göztepe’de Taş Mektep’te
okuyan ve ayrıca özel dersler de alan Refik Halid, Mekteb-i Sultani’yi
terkettiği gibi, Mekteb-i Hukuk’u da yarıda bırakıp Maliye Merkez
Kalemi’ne katip olarak girdi.
1908′de katipliği bırakarak, Servet-i Fünun’da ve Tercüman-ı Hakikat’te
çalışmaya başladı, bu arada kendisine ait Son Havadis adıyla bir gazete
çıkardı ancak bunu on beş sayı sürdürebildi. Fecr-i Ati Topluluğu’na
katıldı, Servet-i Fünun’a yazılar verdi. Kalem adındaki mizah
dergisinde de “Kirpi” müstear ismiyle siyasi mizah yazıları yazdı.
Sada-yı Millet’te, bilahare Cem’de Kirpi müstear ismiyle yazılar yazdı.
Gazeteci Ahmet Samim’in 9 Haziran 1910′da İttihatçılarca katledilmesi
üzerine İştirak adlı gazetenin 13 Haziran 1910 tarihli nüshasının buna
ilişkin yazılara ayrılmasını sağladı ve bu yüzden İttihat ve
Terakkicilerce mimlendi. “Kirpi” müstear ismiyle yazdığı, İttihat ve
Terakki Fırkası’nı yerden yere vuran yazılarını “Kirpinin Dedikleri”
adıyla bir kitapta topladı ve bu arada Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın
elindeki Beyoğlu Belediyesi’nde yedi ay süreyle Başkatip olarak
çalıştı, Mahmud Şevket Paşa’nın katlinden hemen sonra da,
yargılanmaksızın Sinop’a sürüldü (1913), bilahare Çorum, Ankara ve
Bilecik’e gönderildi. Bilecik’teyken ongünlük bir izinle İstanbul’a
geldiğinde Ziya Gökalp’in yardımlarıyla geri dönmedi yani sürgünlüğü
son buldu (1918).
Robert Kolej’de bir yıl kadar Türkçe öğretmenliği yaptı, bu arada
Vakit, Tasvir-i Efkar ve Zaman gazetelerinde makaleler yayınlayan Refik
Halid, Damat Ferit Paşa’nın dostluğu sayesinde, mütarekeden hemen sonra
Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na katıldı, Posta ve Telgraf Umum Müdürü
olarak görevlendirildi (1919). İzmir’in işgalinden sonra Anadolu
Hareketiyle İstanbul Hükumeti arasında yaşanan telgraf krizinde
İstanbul Hükumetini tuttuğu için, İstanbul’un işgalcilerden
kurtarılışının ardından 09.11.1922 tarihinde Beyrut’a kaçtı.
Yüzellilikler listesine alınması ve ihracı konusunda baskı yapılması
üzerine Suriye’nin vatandaşlığını kabul etmek zorunda kalan Refik
Halid, Halep’te yayımlanan Doğruyol ve Vahdet gazetelerini yönetti, bir
ara kendi adına çıkardığı gazeteyi de tepkiler yüzünden kapatmak
zorunda kaldı.
Af Kanunuyla, 1938′de yurda dönüp, yazmaya ve geçimini bu yoldan
sağlamaya devam eden Refik Halid, 18.7.1965 tarihinde İstanbul’da öldü.
ESERLERİ:
Romanları:İstanbul’un İçyüzü,Yezidin Kızı, Çete, Sürgün, Anahtar, Bu
Bizim Hayatımız, Nilgün 1-2-3, Yeraltında Dünya Var, Dişi Örümcek,
Bugünün Saraylısı, İkibin Yılın Sevgilisi, İki Cisimli kadın, Kadınlar
Tekkesi, Karlı Dağdaki Ateş, Dört Yapraklı Yonca, Sonuncu Kadeh.
Hikaye Kitapları: Memleket Hikayeleri, Gurbet Hikayeleri, Kirpinin
Dedikleri, Ago Paşa’nın Hatıraları, Ay Peşinde, Sakın Aldanma İnanma
Kanma, Tanıdıklarım, Guguklu Saat, Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, İlk
Adım, Üç Nesil Üç Hayat, Minelbab İlelmihrab.
ilk baskısı yayınevimiz tarafından yapılan Bir Ömür Boyunca, yazarın
1922-1938 arasındaki sürgünlük yıllarını kapsayan anılarıdır. Ama
anlattıkları bu yıllarla ve bu dönemin olaylarıyla sınırlı değildir.
Beyoğlu’nun lokanta adabı, Sinop’taki sürgün dünyası kadar Resneli
Niyazi’nin meşhur geyiğinin akıbetini de Refik Halid’in güzel ve özgün
üslubundan okuruz. Bir Ömür Boyunca, yazarın ölümünden sonra yayınlanan
en güzel ve önemli eseridir.
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/228|
Gulyabani Özeti Hüseyin Rahmi GÜRPINAR
28/12/2009 | Kategori: kitap-ozetleri |
Kış geceleri çocuklara masal anlatan altmışını geçmiş Muhsine Hanım, bir gece, kendi anıları arasında yer alan Gulyabani’yi anlatır. Genç yaşında kimsesiz kalan Muhsine, evlendirildiği sarhoş kocasının kötülüklerinden kaçarak Üsküdar’da, Bulgurlu’dan ötede, cinleri, perileri ile tanınmış bir çiftliğe kapanır. Çiftlik evinde Çesmifelek Kalfa ile Ruşen Dadı adında bir zenci asçıdan başka, bir de delirdiği söylenen kendisine gösterilmeyen, Hanımefendi vardır. Muhsine’ye odası gösterilir, perilere karşı nasıl davranacağı öğretilir. Muhsine, odasında yalnız başına, il k geceyi anlatılmaz korkular içinde geçirmiş dışarıdan gelen horoz ötüşleri, ördek vakvakları, davul zurna sesleri ve buna benzer gürültüler arasında öğrendiklerini uygulamış, sonra bayılmıştır. Ertesi gün çiftlikten ayrılmak için giriştiği çabalar boşa çıkar. Artık her gün aklının ermediği başka başka olaylarla karşılaşır. Muhsine şaşırmıştır. Sonra bunun, yardım isteyen Hanımefendi olduğunu ve arada gelen minare boylu bir zebani (Gulyabani) tarafından çıldırtılmış olduğunu anlar. Başka bir akşam, yattıktan sonra Muhsine’nin odasından yüklükten saz sesleri gelir; biraz sonra da çiftlik isçilerinden Hasan’ın perisi çıkarak ona aşk ilan eder; sabaha karşı yok olur. Ertesi gün Muhsine, kendi perisinin de, Hasan’a aşk ilan ettiğini öğrenir. Böylece Hasan ve Muhsine birbirlerinin olmak için sözleşirler. Hasan, bir toplantı akşamından sonra Muhsine’yi yoklamaya geldiği sırada, çiftlik sahibi Sevki Efendi’nin perisi de çıkagelir. Boğuşmadan sonra, içeriye giren başka periler tarafından Hasan götürülür. Ertesi gün Hasan’ın öldüğü haber verilince Muhsine çılgına dönerek Hasan’la ilgisini açıklar. Çiftlikteki kadınları bir korku almıştır. Geceyi Hanımefendinin yanında geçirmeye karar verilir. Gece, Hanımefendi’nin odasının altında dört defa baykuş öter. Bu hepsinin öleceğine işaretti. Depreme benzer bir sarsıntı olur ve sonunda, düdük ve trampet arasında servi ve kavakla aynı boyda Gulyabani çıkagelir. Bahçede omuzlarında tüfekleriyle bir sürü tüylü peri de ortaya çıkmıştır. Muhsine artık, ölümü göze alarak pencereden her şeyi izlemekte, Gulyabani’nin korkutucu bağırtılarına cesaretle karşı koymaktadır. Biraz sonra Gulyabani, üçüncü katta olan odanın penceresinden sırığını içeri sokup bütün eşyayı ortaya döker. Ruşen ile Çesmifelek sırığı tutar, yalvarır, bağırışlar. Sonunda çiftliğin bahçe kapısından silahlı ve meşaleli köylüler girip perileri yakarlar. Aralarında Hasan da vardır. Gulyabani çaresiz teslim olur; soydukları zaman bunun çiftlik kâhyası Zekeriya Efendi, öteki peri kılığındakilerin de çiftlikte çalışanlar olduğu anlaşılır. Hasan, okuma yazması olan şehirli bir gençtir; köşkün esrarını çözmek amacıyla çiftliğe isçi olarak girmiş; odadaki boğuşmadan sonra götürülürken kaçmış, köylüyü toplayarak gerçeği ortaya çıkarmıştır. Çiftlikteki bu düzen de, iki yeğen tarafından, deli raporu aldıkları halalarının mal ve parasını istedikleri gibi harcamak amacıyla düzenlenmiştir. Son olaydan her şeyi öğrenen Hanımefendi, Hasan’a para ve mal verir; onu çiftliğine kâhya yaparak Muhsine ile evlendirir.
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/228|
Gün Olur Asra Bedel Özeti CENGİZ AYTMATOV
28/12/2009 | Kategori: kitap-ozetleri |
1. ROMANIN K0NUSU:
II.Dünya Savaşı;ından sonra Kazak bozkırlarında bir tren istasyonunda yaşamaya başlayan Yedigey’inburada tanık olduğu olaylar.
2. ROMANIN ÖZETİ:
İnterneti daha hızlı dolaşın. Google Araç Çubuğuyla birlikte Firefox’u da alın
Roman kahramanı Yedigey Cangeldin,cepheden döndükten sonra,Kazak
bozkırlarında küçük bir aktarma istasyonunda çalışmaya başlar.burada
tanık olduğu ve uzak geçmişine çağrışım yapan olaylar,gerçekte bir
siyasi rejimin gümbür gümbür çöküşünün nedenlaeridir.
Yedigey’in çok eski ve yakın arkadaşı olan Kazangap ölür.Onun için bir
cenaze töreni düzenleler.bu törene Kazangap’ın şehirde oturan oğlu ve
kızını da çağırırlar.Kazangap’ın cenazesini mezarına götürürken,Yedigey
kendisinin ve milletinin geçmişini,acı-tatlı,düşündürücü yanlarıyla bir
bir gözlerinin önünden geçirir.O gün ‘Asra bedel bir gün’ olur onun
için.Sevdikleri kişinin cenazesini Naymanlar’ın kutsal mezarlığına
götürdükleri zaman,orada bir uzay üssünün kurulmuş olduğunu görürler ve
cenazenin gömülmesine izin verilmez.Öte yandan,Rus-Amerikan ortak
araştırması sonunda kozmonotlar,uygarlık düzeyi Dünyanınkinden çok daha
yüksek bir gezegen keşfeder.Bu gezegende yaşayanlar dünyalılarla ilişki
kurmak isterler.Fakat daha yüksek bir uygarlığı ,daha iyi bir yönetimi
kendileri için zararlı gören dünyalı yöneticiler bu isteği reddederler.
3. ROMANIN ANA FİKRİ:
Aytmatov anlatım gücüyle insanları mankurt olmaktan kurtaralım mesajını vermektedir.
4. ROMANDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHIŞLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Kitaptaki olaylar genelde küçük kasaba hayatını anlatmakta ve
karakterler çok gerçekçi durmaktadır.Ancak kitapta geçen uzay üssü ile
ilgili bölümler romana biraz bilim kurgu havası katmaktadır.Kişlere
gelince;
YEDİGEY:Romanın baş kahramanıdır.Savaşmış geleneklerine bağlı önder bir kişiliği vardır.
UKUBALA:Kocasını seven artık yaşlılığı iyiden iyiye hisseden yardımsever bir kadındır.
KAZANGAP:Yedigey’in çok eski bir arkadaşıdır.Köye yerleşmesinde ve işi bulmasında büyük katkısı vardır.
5. ROMAN HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kitapta bir rejimin baskısı altında yaşan ve kültürel değerlerini
kaybetmeye yüz tutmuş bir köyde geleneklerine bağlı bir insan ve
çabalarını görüyorum.
6. ROMANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Cengiz Törekuloviç Aytmatov 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı
Kırgızistan’da Şeker adlı bir köyde doğdu.Babası Törekul Aytmatov at
yetiştiricisiydi. Kırgızistan’a,dağlık yörelere Ekim devrimi daha yeni
ulaşıyordu. Yazarın çocukluk yılları sistemin yeni yeni yerleşmeye
başladığı yıllararastlar.Geçmişe bağlı yaşlı neslin yanında yeni düzene
ayak uydurmuş genç kuşak da toplumdaki yerlerini alıyorlardı. Yazar
kolhoz tarlalarında çalıştı.Çevresini,tabiatı,insanları o yıllarda
tanımaya başladı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında bütün yetişkinler
savaşta oldukları için gençlere çok iş düşüyordu. Henüz on beş
yaşındayken köyü Sovyetinde sekreterlik yaptı,tarım makinalarının
hesaplarını tuttu. Daha sonra Kazakistan’daki Cambul veterinerlik
teknik okulunda okudu Ardından Frunze(bugünkü Bişgek tarım enstitüsünde
okudu.Zooteknisyen olarak bütün ülkeyi ,Kazakistan’ı dolaştı. Aynı
zamanda da bir gazeteci sıfatıyla çalışıyor,sürekli gözlem yapıyordu.
Pek çok genç nesil mensubu gibi halkından uzaklaşmadı,insanına daha da
yakınlaştı. Kırgız gazetelerindeki yazıları,redaksiyon servislerinde
aldığı görevler ,muhabirlik faaliyetleri onu yavaş yavaş edebi dünyaya
hazırlıyordu.Yazarın akıcı uslubu,kurgudaki başarısı bu ön
araştırmalarıyla yakından ilgilidir.
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/228|
Handan Özeti Halide Edip ADIVAR
28/12/2009 | Kategori: kitap-ozetleri |
1.KİTABIN KONUSU:
Kitaptaki olaylar,Abdülhamit’in istibdad
döneminde geçmektedir.Bu bağlamda kitabın konusu bize o güne ait
bilgiler vermektedir.Kitap,bir aşk hikayesi etrafında o günün sosyal
yaşamı,kültürel yapısı ve istibdad dönemindeki Türk aydınlarının
başlattığı yeni sosyal akımlardan bahsetmektedir.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Refik Cemal evlenmek üzeredir.İstediği kızı yaşadığı mahallenin o
döneme göre aykırı gözüken fertlerinden olan dört kız kardeşten
biridir.Daha doğrusu Refik Cemal’in evleneceği kız diğerlerinin
kuzenidir.Reifk Cemal birarz heyecanlı vede çekingen olarak bu işe
kalkışmış ve babasını Neriman’ı istetmeye yollamış.Neriman onun
fotoğrafını görünce hemen evlenmeyi kabul etmiştir.Refik Cemal bir
akşam Neriman’la tanışmak için yemeğine igtmiş.Refik Cemal Neriman’I
görünce ona vurulmuş işte hayatımın kadını bu diye düşünmüştür.Yemekte
Cemal bey ile koyu sohbete dalmışlardı.Fakat maada boş bir sandalye
Refik Cemal’in dikkatini çekmiştir.Tam soracağı sırada Neriman çok
kutsal birinden bahsedermiş gibi keşke Handan’da burda olsa diye iç
geçirmişti.Cemal beyde Handan’dan bahsetmeye başladı.Handan’ın çok
zeki,öğrenmek için çok azimli,çok kültürlü ve çok güzel olduğundan
bahsetmişti.RefikCemal Handan’ın çok özel bir yeri olduğunu anlamıştı.
Refik Cemal bir an önce düğün hazırlıklarına başlamak istediğini
bildirince Cemal bey bunu hemen kabul etmiş ve düğün hazırlıklarına
başlanmıştır.Tüm bu işler devam ederken Neriman Avrupa’da bulunan
Handan’a danışmaktadır.Bu durum Refik Cemal’i biraz kızdırıyor olsada
pek sesini çıkarmamıştır.Çünkü Handan’ın beğendiği ev
eşyaları,Neriman’a beğendiği kıyafetler gerçekten onun da hoşuna
gitmişti.Nihayet düğün günü gelir çatar.Refik Cemal rüyalarını süsleyen
meleği Neriman’a kavuşur.Aradan bir tıl geçer.Neriman hamile
kalır.Fakat tam bu sırada Abdülhamit’in hafiyeleri Refik Cemal’in
peşine takılır.Çünkü Refik Cemal kendini geliştirmiş gerçek bir Türk
aydınıdır ve istibdad dönemi bunu kabul etmemektedir.Refik Cemal
sürgüne gitmektense kendi isteğiyle londra’ya tayinini ister ve
yaptırır.tam bunu eşine söyleyeceği zaman Refik Cemal ve Server’in
ortak arkadaşı olan ve Abdülhamit’in hiç sevmediği ateşli bir Türk
aydını olan Nazım’ın amcası köşke gelmiştir.Bu arada Nazım bir süre
önce tutuklanmış ve hapishanede intihar etmiştir.O akşam Neriman’da bir
tuhaflık vardır.ağlamaktan gözleri şişmiştir.Refik Cemal sorduğunda
Nazım için ağladığını söylemiştir.kıskançlık Refik Cemal’I farklı
şeyler düşünmeye itmiş ve ilk defa Neriman’a kötü davranarak onu
konuşturmaya çalışmıştır.Neriman kendisinin Nazım ile bir ilişkisinin
olmadığını söylemiş fakat bu konuyu şimdi anlatamayacağını
söylemiştir.Bu olaydan sonra Refik Cemal,Handan ve Nazımla ilgili
konuyu hiç açmamıştır.Refik Cemal londra’ya giderek işe
başlar.Neriman’da Handan ile Nazım’ın ilişkisini anlatmaya karar verir
ve Handan’ın tüm mektuplarını Refik Cemal’e göndermeye başlar.Bu arada
Refik Cemal bir kilisede Handan ile karşılaşır ve Handan onu otele
davet eder.Handan onu çok iyi karşılar fakat eşi Hüsnü Paşa aynı
şekilde davranmaz.Zaten Hüsnü Paşa çok ters bir insandır.
Gelelim Handanla Nazım’ın hikayesine.Handan 13-14 yaşlarında iken
kendini çok geliştirmiş ve artık yaşlı insanlarla muhatap olavak
düzeydedir.Nazım’ın amcasıda bunlardan biridir ve Nazım’ın Handan’a
ters vermesini ister.Bir süre sonra Nazım ders vermeye başlar.Bu
dönemde birbirlerine iyice aşık olurlar.Fakat Nazım Handan’a aşkını
direkt söyleyemez ve ona sen bana ideallerime ulaşırken yardımcı olacak
bir eşsin diye ona aşkını anlatmaya başlar.Handan buna çok sinirlenir
ve Nazım’ın evlenme teklifini reddeder.Bu olaydan kısa bir süre sonrada
Handan Hüsnü Paşa diye biriyle evlenir.Bu acı olaya dayanamayan Nazım
Handan’a bir mektup yazar ve intihar eder.REFİK cemal bunları Neriman
ve Handan’ın mektuplarından öğrenir.Bu yüzden Handan’dan
hoşlanmamaktadır.Ama Handanla sohbet etmekten çok hoşlanmaktadır.Refik
Cemal Londra’ya gittikten sonra eşini de yanına alır.Handan’da sık sık
onlara gitmeye başlar.Bu arada Hüsnü Paşayla Handan ayrılmış ve Handan
bunalıma girerek hafızasını kaybetmiştir.
Refik Cemal Handan’ın bakımını üstlenir ve beraber Sicilya’ya
giderler.Orada birbirlerine aşık olurlar.Bir ay sonra Handan
iyileşir.Fakat Handan Neriman’a ihanet ettiği içğin çok üzülmektedir.Bu
üzüntüden dolayı tekrar hastalanır ve vefat eder.Refik Cemalle
aralarındaki aşk dedikodu olarak kalır.Kimileri Handan’a kızar ve
ölümüne sevinir,kimileride onun çektiği acılardan dolayı ona acırlar.
3.KİTABIN ANA FİKRİ :Kitabın anafikrini şu atasözüyle
açıklayabiliriz.’Ne oldum dememeli ne olacağım demeli’.Çünkü herkes
Handan’I iyi bir yaşamı olacağını beklerjen tam tersi bir yaşam onun
olmuştur.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLERIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HANDAN:Kızıl saçlatra sahip çok çekici bir insandır.Ruhi olarakta cesur ve atılımcıdır.
REFİK CEMAL:Esmer,uzun boylu yakışıklı biridir.Ruhi olarakta kendini
geliştirmeyi seven ve kültürel ortamlardan hoşlanan biridir.
NAZIM:Sarı,uzun saçlıdır.Duygulu ve biraz alaycı güleç yüzlü bir insandır.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitap etkili bir anlatıma sahip ve
insanlara gerçekten yararlı olabilecek ve hayatın içinden konulara yer
veren güzel bir romandır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Halide Edip ADIVAR 1882’de İstanbul’da doğmuştur.Anerikan kolejini
bitiren ilk Türk kızıdır.İlk romanları daha çok ferdi aşk hikayeleri
daha sonraları belgesel türündedir.
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/228|
Hayvan Mezarlığı Özeti Stephan KİNG
28/12/2009 | Kategori: kitap-ozetleri |
Kitabın özeti:
Louis karısı ve iki çocuğu ile Chicago’dan Ludlow’da
ormanın hemen yanında bulunan bir eve taşındı. Eve yerleştiler ve daha
sonra yan komşuları ile tanıştılar. Komşuları çok yaşlı bir çiftti. Jud
ve Norma Crandall. Kısa süre sonra Jud ile Louis ahbab oldular. Her
akşam birlikte bira içip Ludlow hakkında konuşuyorlardı. Louis ve
ailesi bir hafta sonu evlerinin bahçesinde oturuyorlardı, Jud aileyi
görüp yanlarına gitti ve onlara yakında bulunan hayvan mezarlığını
görmek isteyip istemediklerini sordu. Louis Eileen’nin çok istemesi
üzerine teklifi kabul etti. Jud ve bütün aile yola koyuldular. Yarım
saat sonra hayvan mezarlığına vardılar. Jud Louis ve ailesine, aşağıda
bulunan kasabadaki çocukların hayvanları öldüğü zaman hayvanlarını
buraya gömdüklerini söyledi. Hayvan mezarlığı
çocuklar tarafından güzelce düzenlenmişti. Etraftaki gereksiz ot ve
çalılıklar çocuklar tarafından koparılmıştı. Jud Eileen’i buraya tek
başına gelmeye kalkışırsa ormanın içinde kaybolacağı konusunda uyardı.
Hayvan mezarlığını gördükten sonra bütün aile ve Jud eve döndü. Evin
kedisi Church kapının önünde Eileen’i bekliyordu aslında Church evin
değil Eileen’in kedisiydi. Eileen kedisini o kadar çok seviyordu ki
bazı akşamlar kedisi ile birlikte yatıyordu. Evi yerleştirme işi
yaklaşık bir hafta sürdü ve daha sonra Louis asıl mesleği olan
doktorluğa başladı. Yakında bulunan bir üniversitede rahatsızlanan
öğrencileri tedavi ediyordu.
Birgün kafası yarılmış Pascow adında bir öğrenci revire getirildi,
fakat Louis daha öğrenciyi muayene edemeden öğrenci öldü. Daha ilk
gününde böyle bir durumla karşılaşması Louis’i çok etkilemişti. Louis
her akşam Jud’un yanına gidiyor, birkaç bira içip gündelik hayat
hakkında konuşuyorlardı. Jud seksen yaşında o bölgenin en yaşlı
insanıydı. Louis işe başladıktan birkaç ay sonra Rachel iki çocuğu ile
Chicago’ya babasının yanına ziyarete gitti. Louis kayınbirader’i ile
arası iyi olmadığı için ziyarete gitmedi. Ertesi sabah Jud Louis’i
telefonla aradı ve church’un anayolun kenarında kımıldamadan durduğunu
ve ölmüş olabileceğini söyledi. Louis kedinin yanına gitti ve kedinin
bir kamyon çarpması sonucu öldüğünü anladı fakat kedinin öldüğünü
Eileen’a söyleyemezdi. Eileen her akşam evi arayıp babası ile konuşuyor
ve kedisinin nasıl olduğunu soruyordu. Jud bunları öğrenince Louis’e
vakit kaybetmeden kediyi bir poşete koymasını, yanına bir kazma kürek
alıp kendisini takip etmesini söyledi. Jud hayvan mezarlığı yoluna
girdi ve hiç konuşmadan yoluna devan etti. Hayvan mezarlığını geçip
farklı bir yola girdiler. Jud hala hiçbirşey konuşmuyordu ta ki
ağaçlardan oluşan tepe gibi bir yere gelinceye kadar. Tepe ağaç
dallarından oluşuyordu ve burayı aşmak çok zor görünüyordu. Jud Louis’e
aşağı hiç bakmadan dümdüz yürümesini söyledi ve önden kendisi hareket
etti. Tepede sihirli bir şeyler vardı. Jud zorlanmadan tepeye
çıkabiliyordu. Daha sonra Louis de hareketlendi ve sanki birşeyler
kendisini yukarıya doğru çekiyordu. Tepeyi kolayca aştılar ve aşağı
indiler. Aşağı indiklerinde Jud Louis’e kedi için bir çukur kazmasını
istedi. Louis hiçbirşey sormadan çukuru kazdı ve kediyi gömdü ve eve
doğru yürümeye başladılar.
Eve vardıklarında Jud kediyi gömdükleri yerin eskiden Kızılderelilerin
toprakları olan büyülü bir yer olduğunu söyledi. Jud oraya gömülen
hayvanların tekrar cankandığını fakat bazı özelliklerini
kaybettiklerini söyledi. Jud da köpeği öldüğü zaman onu büyülü yere
gömmüş ve köpek tekrar canlanmıştı, fakat toprak kokuyordu ve uyuz gibi
davranıyordu. Eski hareketliliği kalmamıştı. Bazı arkadaşlarının
hayvanları canlandıktan sonra çok değişmiş ve etrafa zarar vermişti.
Büyülü hayvan mezarlığının sırrını kimse çözememişti. Louis, eğer kedi
sabah döndüğünde etrafa zarar verirse onu tekrar öldürecekti, fakat
eskisi gibi olusa öldürmeyecekti. En azından kedinin gerçek bir kopyası
evde duracaktı. Eileen bunu farketse bile bu durum onu kedinin öldüğünü
öğrenmesinden daha az etkileyecekti. Kedi eve eski hali ile dönmüştü.
Jud’un söylediği gibi toprak kokuyor ve uyuz davranıyordu. Rachell ve
çocuklar eve döndüklerinde Eileen kedideki değişimi farketti, fakat
kedinin yaşlandığını düşünerek kimseye birşey sormadı. Artık kediyle
yatmıyordu çünkü kedi sürekli toprak kokuyordu. Kısa süre sonra ailede
bütün işler bir raya oturdu. Eileen her sabah okula gidiyor ve öğleden
sonra geliyordu. Louis her sabah işe gidip akşam geliyordu ve üç
yaşında olan Gage her gün biraz daha büyüyordu. Son günlerde babası ile
sürekli kovalamaca oynuyorlardı. Bir hafta sonu bütün aile evlerinin
bahçesinde piknik yapıyordu. Gage bir ara ailenin yanından uzaklaştı.
Louis Gage’in uzaklaştığını farkedince arkasından durması için bağırdı
ve arkasından koşmaya başladı. Gage anayola doğru ilerliyordu,
babasının sesini duyunca kovalamaca oynadıklarını sanıp daha da
hızlanmaya başladı. Louis oğlunun yola çıkmasını engelleyemedi ve Gage
yola çıktığı anda bir tanker ona çarptı. Gage yirmi metre ileriye uçtu,
narin başı vücudundan koptu.
Louis ve ailesi bir hafta bu olayın şokundan kurtulamadı. Eileen
kardeşinin fotoğrafını almış ve elinden hiç bırakmıyordu. Bir hafta
sonra Gage’in cenaze töreni vardı. Cenaze töreni bittiğinde Louis’in
kafası çok karışıktı. Gage’in yokluğuna kendisini alıştıramıyordu.
Aklında sürekli hayvan mezarlığı fikri dolaşıyordu. Kediyi gömmüştü ve
kedi tekrar canlanmıştı. Uyuz hareketleri ve toprak kokması dışında
kötü bir tarafı yoktu. Ayrıca büyülü bir şey onu hayvan mezarlığına
doğru çekiyordu. Uzun süre düşündükten sonra karısını ve kızını olayın
şokunu üzerlerinden atmaları bahanesi ile Chicago’ya gönderdi ve oğlunu
hayvan mezarlığına götürmeye karar verdi. Çok zor şartlar altında
oğlunu mezarlıktan kaçırıp hayvan mezarlığına götürdü. Oğlunun
ölümünden dokuz gün geçmişti. Eve döndüğünde vücudunun hiçbir yeri
tutmuyordu. Sabah uyandığında Gage eğer etrafa zarar verirse ailesinin
haberi olmadan onu öldürecekti. Yattı ve hemen uyudu. O gece Eileen ve
Rachell Chicago’da bulunuyordu. Eileen rüyasında babası ile ilgili kötü
bir rüya gördü ve annesinden babasının yanına gitmesini istedi. Rachell
da Louis’in kendilerini evden uzaklaştırması konusunda süpheleri vardı
ve hemen evi aramaya karar verdi. Evi aradı fakat kimse cevap
vermiyordu, belirli peryotlarla tekrar aradı fakat cevap veren yoktu. O
gece yola koyuldu ve sabaha doğru evin önüne vardı. Arabadan indiğinde
Jud’un evinin kapısının açık olduğunu farketti ve başına birşey gelmiş
olabileceğini düşünüp içeri girdi. Giriş katını dolaştı fakat kimse
yoktu. İkinci kata çıktı ve mutfağın kapısının açık olduğunu farketti.
Mutfağa gittiğinde Jud Crandall’ın ölü vücudunu gördü. Cesedin yanında
Gage duruyordu. Gage annesini görünce elleri arkada annesine doğru
koşmaya başladı ve yanına geldiğinde elindeki neşter ile boğazını
kesti. Jud’u da Gage öldürmüştü. Neşteri ise kendi evlerine gidip
babasının çantasından almıştı. Louis sabah kalktığında Jud’un kapısının
önündeki arabayı gördü ve içinde bir kuşku oluştu. Aşağı kata inip dört
şırınga içine morfin doldurdu ve bu arada çantasında neşterinin
bulunmadığını farketti. Jud’un evine doğru hareketlendi. Şırıngalardan
bir tanesi ile Church’u öldürdü ve yoluna devam etti. Jud’un evine
girdi ikinci katın mutfağına geldiğinde adeta şok olmuştu. Jud ve
karısı yerde ölü olarak yatıyordu. Bir süre karısına baktı ve sonra
mutfaktan çıktı. On metre ilerisinde Gage elleri arkasında babasına
doğru yaklaşıyordu. Louis Gage’in elini yakaladı ve şırıngaların
ikisini oğluna sapladı. Şırıngalardakimorfin miktarı çok fazlaydı ve
Gage hemen öldü. Bu arada Louis cesedin hayvan mezarlığına ne kadar geç
gömülürse o kadar çok zararlı olduğunu farketti. Karısını dışarıya
çıkarıp evi yaktı. Vakit kaybetmden karısını hayvan mezarlığına götürdü
ve gömdü. Sabah olduğunda eski karısı geri dönmüştü.
3. Kitabın ana fikri:
Louis Creed’in kedisi ve oğlunu kaybettikten sonra onları hayvan mezarlığına gömmesi ve bu olyın sonuçları.
4.Kitaptaki olayların ve şahısların değerlendirilmesi:
Louis Creed:
Creed ailesinin babası. Ludlow kasabası yakınlarında bir üniversitede
doktor olarak çalışıyor. Ailesine çok bağlı ve çabuk sinirlenen bir
kişiliğe sahip.
Rachell Creed:
Louis’in karısı. Çocukların eğitimi ile çok ilgilenen, aile bağları çok kuvvetli ve ayrıca çabuk sinirlenen bir kişiliğe sahip.
Eileen :
Creed ailesinin tek kızı. Kedisini çok sever ve ayrı kalmaya dayanamaz.
Gage :
Creed ailesinin en küçük bireyi. Konuşmatı ve yürümeyi yeni yeni öğrenmeye başlayan bir kişi.
Jud Crandall:
Kasabanın en tecrübeli ve en yaşlı kişisi. Çok soğukkanlı bir kişi.
Louis’e kasabaya alışmasında ve hayvan mezarlığı ile tanışmasında
yardımcı oldu.
Norma Crandall:
Jud’un karısı. Romatizmalarından rahatsız ve çok yaşlı bir kişi.
5.Kitap hakkındaki şahsi görüşler:
Kitap baştan sona heyecan ve devamını merak edici bir biçimde
anlatılmış çok akıcı bir kitap. Kişilerin psikolojik durumları ve
içinde bulundukları sosyal durum iyi bir şekilde aktarılmış, fakat
kitabın sonunda sanki kişide tam bir sonuca ulaşılmamış gibi bir his
uyandırıyor.
6.Kitabın yazarı hakkında bilgi:
Stephen King 1947 yılında Portland’da doğdu. Annesi ve babası
ayrıldıktan sonra, ağabeyi David ile annesinin yanında büyüdü. 1973
yılı baharında “Göz” adlı romanı yayınlandı.
Zamanla kısa hikayelerden roman yazmaya, ardından da senaryo
çalışmalarına yöneldi. Bir süre, senaryosunu yazdığı filmlerde hem
oyunculuk, hem yönetmenlik yaptı. 1974′te Colorado’ya taşınan King,
burada “Medyum” adlı kitabını yazdı ve 1975 yazında yeniden Maine’e
döndü. Aynı yıl içinde “Mahşer” adlı yapıtını kaleme aldı. Eserleriyle,
birçok ödül kazanan Stephen King korku-gerilim dalında bir klasik
olmuştur. Ülkemizde de büyük bir hayran kitlesine sahip olan King;
“Kujo, Hayvan Mezarlığı, Christine, Tepki ve Sadist” gibi birçok
unutulmaz yapıta imzasını atmıştır. King’in Richard Bachman takma
adıyla yazdığı az sayıda kitabı da bulunmaktadır.
En iyi romanları: King’in neredeyse tüm eserleri dünyada büyük bir
beğeni toplamış ve tamamına takını en çok satanlar listelerinde aylarca
1 numara olmuştur. Bununla birlikte subjektif bir yorumla en iyi
eserleri şu şekilde sıralanabilir:
1- O
2- Sis
3- Tılsım
4- Medyum
5- Ejderhanın Gözleri
6- Mahşer
7- Gerekli Şeyler
8- Hayvan Mezarlığı
9- Christine
10- Kujo Ayrıca bu listeye dahil edilmemesine rağmen bir seri olan Kara
Kule serisinin de geniş bir hayran topluluğu olduğunu ve farklı bir
türde kaleme alındığı için, klasik King okumayan kişilerden bile
milyonlarca okuyucusu olduğunu belirtmek gerekir.
Yorum ( yok ) Yorum yaz! Kalici Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/228|